22 Şubat 2016 Pazartesi

1846 yapımı Protestan Ermeni Kilisesi'nde Güneş Hızlılar'dan Arp dinlemek...


Beyoğlu, Aynalıçeşme semti, eski İstanbul'dan, çok kimlikli, çok kültürlü İstanbul'dan kalma bir mahalle.  



Mahallenin dar sokaklarının içinde iki Kilise yan yana tüm görkemiyle duruyor. Nasılsa, ayakta kalmayı başarmışlar... 



Biri Alman Protestan Kilisesi, hemen bitişiğindeki ise 1846 yılında oluşturulan 
Aynalıçeşme Protestan Ermeni Kilisesi...

Dünyanın ilk Protestan Ermeni Kilisesi (Avedaranagan Amena Surp Yerrortutyun Kilisesi)  olma özelliği taşıdığını da öğreniyorum.  Yine öğrendiğim bilgiler arasında, İstanbul Evangelist Ermeni Kilisesi'nin  (The First Evangelical Armenian Church of Constantinople) 1 Temmuz 1846 yılında kurulduğu ve İstanbul'un ilk Protestan Kilisesi olma özelliği taşıdığı da  da var. Tabii, 1850'li yıllarda bölgenin yoğun bir Ermeni nüfusuna sahip  olduğu da...
Hava kararmak üzereyken fotoğraflamaya çalışıyorum.



"Quill Genç" projesi kapsamında  Quill Prodüksiyon  tarafından düzenlenen bu etkinlik vasıtası ile geçmişin izlerini sürme olanağı da bulduğuma seviniyorum...



Gelecekte adını sıklıkla duyacağız herhalde Güneş Hızlılar'ın.  



Henüz 20 yaşında ama; önemli ve yetkin müzik çevrelerince  derin "müzikal bir zeka"ya ve "kulağa" sahip.  Günümüz  arp dünyasının "en büyük yeteneklerinden biri" olarak tanımlanıyor aynı çevrelerce. Bu toprakların, bu coğrafyanın yarattığı yeteneklerden biri. Mutlu oluyorum...



Bu coğrafyanın kadim halklarından Ermeni'lerin, bir zamanlar yoğun olarak yaşadığı bu mahallede, hemen hemen hiç  kalmamış olması ise, yüreğimi burkuyor.  

Neyse ki, izlerinin özel silinme gayretlerine rağmen, pek çok Osmanlı yapısına attıkları silinmez imza  gibi, Kiliselerinden birinin de ısrarla  direnerek ayakta kalması; hakikatin 'illüzyonla' da olsa, kolayca gizlenemeyeceğinin kanıtı gibi.   



* * 

Kilisenin dingin bir ruh hali yaratan ortamında Güneş Hızlılar Fransız arp müziğinden örnekler sunuyor bize.



Güneş Hızlılar, bugüne kadar uluslararası pek çok konser ve yarışmada yer almış. 14 yaşındayken İtalya'da düzenlenen "International Marcel Tournier Harp Competition"da 21 yaş altı kategoride birincilik ödülüne layık görülmüş. "Slovene International Harp Competition"da ikincilik ve "St. Petersburg Ksenia Erdely Harp Competition"da mansiyon ödüllerinin de sahibi olmuş bu genç yaşta.



2006 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda Yrd. Doç. Ümit Tunak ile başladığı arp eğitimini bir süre Yonca Özkan Bilenoğlu ile sürdüren Hızlılar, eğitimine 2015 yılı itibariyle Mozarteum University of Salzburg'da Prof. Stephen Fitzpatrick'in sınıfında devam ediyor.




Güneş Hızlılar, görkemli dinletisinde; M. Grandjany'nin "Rhapsodie", M. Tournier'nin "Sonatine" ve  A. Caplet'nin  "Divertissements" eserlerini bizlere seslendirdi.

Dünyanın ilk Protestan Ermeni Kilisesi'nde Fransız Arp müziği dinlemek nasıl bir şey dendiğinde artık verecek bir cevabım var... 

Teşekkürler Güneş!.. Teşekkürler Quill Prodüksiyon!..



[İstanbul, Beyoğlu Aynalıçeşme Protestan Ermeni Kilisesi,  21 Şubat 2016]

* * *



» VİDEO - Güneş Hızlılar (Dussek: Sonata for Harp in C Minor):                 http://www.youtube.com/watch?v=CiUS2MgAenY


* *
» HABER:


Arp müziğinin evrensel değeri Güneş Hızlılar İstanbul'dan sessizce geçti...

[Sesonline] İSTANBUL- Evrensel değer Güneş Hızlılar'ın İstanbul'daki Arp resitali etkileyiciydi. Geçtiğimiz Pazar akşamı (21 Şubat 2016), 1846 yapımı Beyoğlu Aynalıçeşme Protestan Ermeni Kilisesisessizce önemli bir etkinliğe sahne oldu. Bu coğrafyanın yetiştirdiği olağanüstü bir yetenek, adı geçen tarihi Kilise'de Quill Prodüksiyon'un girişimi ile Fransız Arp Müziği'nden örnekler sundu. Siyasal iktidarın dayatması ile giderek çoraklaştırılan kültür sanat ortamında, üstün yetenek, arp sanatçısı Güneş Hızlılar'ın adı Türkiye'de yeterince olmasa bile, önümüzdeki yıllarda dünyada daha sıklıkla duyulacak gibi...Hızlılar henüz 20 yaşında ama; dünyada önemli ve yetkin müzik çevrelerince "derin müzikal bir zekaya ve kulağa sahip" olduğu ve gösterdiği performansla, günümüz arp müziğinin "en büyük yeteneklerinden biri"sayıldığı dile getiriliyor.

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ:





* * *


Yalçın Ergündoğan
 X: @Y_Ergundogan    Threads:  @Yergundogan
Mastodon:  @Yergundogan    E-Posta: yalcin.ergundogan@gmail.com


_________________________________









17 Şubat 2016 Çarşamba

Notre Dame de Sion Lisesi'nde 'Duo Bir-Ol' dinletisi...






































Üzerinde yaşadığımız gezegende, insan türünün ayak izlerinin çoğalması ve kibirli hoyratlığı nedeniyle yaşadığımız ciddi iklim değişiklikleri kendini iyice hissettiriyor. Alışılmadık bir kış gecesindeyiz. Isı yaz sıcaklığında. Ay ışığı Notre Dame de Sion Lisesi'nin 160. yılını aydınlatıyor...



Karmaşık ve gerilimli Türkiye ortamında Notre dame de Sion Lisesi salonunda gerçekleşen kültür etkinliklerinden Çok keyifli ve ruhsal dinginlik sağlayan birini daha geride bırakıyoruz bu gece. 



Bu geceki etkinliğin birinci bölümünde tümü yirminci yüzyıl bestecilerinden olan; Malcolm Arnold'un (1921-2006) Serenade, Hans Haug'un (1900-1961) Fantasia, Erik Marchelie'un (1957-) Berceuse Pour Oliver, Nazca, Federico Maria Sardelli'nin (1963-) Winter Tag ve Raimo Kangro'nun (1949-2001) Variatio Delectat op.49 bestelerini İnci ve Erhan Birol'dan dinledik.



» » Erhan Birol, gitar
» » İnci Yakar Birol, piyano


» ERHAN BİROL: İlk müzik ve gitar eğitimine, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde öğretim görevlisi olan babası, Yrd. Doç. Ertan Birol ile küçük yaşlarda başlamış. 2013 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarında Sanatta Yeterliği Erdem Sökmen’in sınıfında bitiren Erhan Birol, aynı sene eşi İnci Yakar Birol ile "Duo Bir-Ol" u kurmuş. 

» İNCİ YAKAR BİROL: Piyano öğrenimine Mimar Sinan Üniversitesinde Arzu Temizer ile başlamış, Kompozisyon bölümünde Babür Tongur’ un öğrencisi olmuş. 2001 yılında Kompozisyon bölümünden, 2002 yılında Piyano bölümünden mezun olan  İnci Yakar Birol, 2012’de Doçent unvanı almış. Hâlen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarında görevli.

* * 

Etkinliğin ikinci bölümünde ise; 

Claude Bolling (1930-)'ın  bestelerinden, Concerto (For Classic Guitar and Jazz Piano), Hispanic Dance, Mexicaine, Invention, Serenade, Rhapsodic, Africaine, Finale eserlerini keyifle dinledik.

» » Erhan Birol, gitar
» » İnci Yakar Birol, piyano
» » Levent Marancı, davul
» » Tekin Okcebe, kontrbas




» LEVENT MARANCI: 2009 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Sanat Fakültesi Müzik Toplulukları Programı Davul Bölümü’ne girmiş. 2010’da ise; aynı fakültenin Duysal Tasarım Programı Kompozisyon Bölümü’yle çift anadal yapmaya hak kazanmış. Hâlen YTÜ’de eğitimine devam ediyor.

» TEKİN OKCEBE: 1992 yılında Doç. Melih Balçık ile kontrbas eğitimine başlamış. Eğitim süresi boyunca Pınar Baltacıgil, Mustafa Perin, İbrahim Tunca ve Yaz Baltacıgil ile kontrbas çalışmalarını sürdürmüş. 2004-2008 yılları arasında Yard. Doç. Engin Babahan ile konservatuvarda kontrbas yüksek lisans programını tamamlamış. Hâlen aynı konservatuvarda kontrbas doktora programına devam ediyor....

[Notre Dame de Sion Lisesi, Harbiye-İstanbul. 16 Şubat 2016]





 * * *
Bu arada,  Notre Dame de Sion Lisesi'nin "160.Yıl sergisi"nin 12 Mart'a dek sürdüğünü de  belirteyim.





Bir kaç fotoğraf karesiyle de olsa, sergiyi gezemeyenler için şöyle bir geçmiş yıllara doğru uzanalım...





Notre Dame de Sion Lisesi öğrenci formalarından bir kaç örnek...




* * * 

#‎yalcinergundogan‬ ‪#‎notredamedesion‬ ‪#‎küreselısınma‬ ‪#‎duobirol ‬‪#‎erhanbirol‬ ‪#‎inciyakarbirol‬ ‪#‎piyano‬ ‪ #‎notredamedesionlisesi‬ ‪#‎istanbul‬‪ #‎müzik‬ ‪#‎jazz‬ ‪#‎klasikmüzik‬

=========================================



13 Şubat 2016 Cumartesi

Edebiyat, Müzik, Aşk: Sand & Chopin...


Yağmur çiseleyen, ılık bir Şubat gecesi... 

Konser öncesi Notre Dame de Sion Lisesi'nin ışıklandırılmış bahçesinde, hoparlörden geceye uygun romantik  piyano  sesleri yükseliyor...                                                                                                                                                         


Edebiyatla, müzik birbirinden ayrı düşünülebilir mi? Bana göre sanki iç içe geçmişlerdir. 

Notre Dame de Sion Lisesi'nin kültür/sanat etkinlikleri kapsamında düzenlen "Edebiyat, Müzik, Aşk: Sand & Chopin..." gecesi de bu iç içeliği sahneye yansıttı.

Gecede, George Sand ile Frederic François Chopin'in aşklarının konu edildiği öykünün anlatımı eşliğinde ustanın ölümsüz eserlerinden oluşan bir piyano resitali dinledik. 

Anlatan: Zeynep Koltuk
Piyano: Orçun Orçunsel
Metni derleyen: Nazlı Karabıyıkoğlu

* * 

» » Gecede Frédéric François Chopin'in şu eserleri çalındı:


  • Balad No 1, op. 23 sol minör
  • Noktürn op. 9 no. 1, si bemol minör
  • Noktürn op. 9 no. 2, Mi Bemol Majör
  • Noktürn op. 9 no 3, Si Majör
  • Prelüd op.28 no. 4, mi minör
  • Noktürn op. 15 no. 1, Fa Majör
  • Noktürn op. 15 no. 2, Fa Diyez Majör
  • Prelüde op. 28 no. 15, Re Bemol Majör "Yağmur Damlaları"
  • Noktürn op. 27 no. 2, Re Bemol Majör
  • Prelüd op.28 no. 20, do minör
  • Noktürn op.48 no.1, do minör
  • Noktürn op. 48 no. 2, fa diyez minör
  • Vals op. posth. No.3 Mi Majör
  • Prelüd op.28 no. 7, La Majör
  • Noktürn op. 55 no.1, fa minör
  • Noktürn op. Post., do diyez minör
  • Impromptu No.1 op.29 La Bemol Majör

* *


 CHOPIN

Babası Fransız, annesi Polonyalı olan Frederic François Chopin (22 Şubat 1810/ 17 Ekim 1849)  ömrünün büyük kısmını ünlendiği  Fransa'da, Paris'te geçirdi. Fransız yazar George Sand (1804-1876 yılları arasında yaşadı gerçek adı; Amantine Lucile Aurore Dupin Barones Dudevant) ile inişli çıkışlı bir aşk yaşadı.




Tüm yaşamı boyunca  kırılgan ve zayıf bir bedene sahip olan Chopin; 1849 yılında da tüberküloza yenik düştü. 39 yaşında yaşama veda eden sanatçı; Paris'te Pere Lachaise mezarlığında gömüldü. Sanatçının kalbi ise saklanmak üzere Varşova'da bir kilisede saklı tutuluyor. 



[Notre Deme de Sion Lisesi,  Harbiye-İstanbul. 11 Şubat 2016]

* * *

=======================================================

YALAN LABİRENTİ: Bir yüzleşme filmi..

Geçen yıl oynadığında izleyememiştim. Almanya'nın 2016 Oscar adayı seçilince yeniden gösterime sokulan Yalan Labirenti filmini bugün izledim. 1950'li yılların sonunda geçen film, yirminci yüzyılın (1915-16) Ermeni Soykırımı'ndan sonra yaşanan en büyük soykırımı olan Yahudi Soykırımı'nın gerçekleştiği (1941-45) Almanya'nın Hitler sonrası dönemini çok çarpıcı bir biçimde irdeliyor. 




Filmde, İkinci Dünya Savaşı'nın galip devletlerinin yıktıkları faşist rejimin ele geçirdileri sorumlularını yargılayıp mahkum etmelerinin ardından, Almanya'nın çok zor da olsa yakın geçmişi ile yüzleşme girişimlerinden bir kesit sunuluyor. 

Auschwitz kampında neler olmuştur, işlenen ağır suçların faili Naziler nerededirler, toplama amplarında kimler ölmüştür? 

Toplama kamplarıyla ilgili binlerce gizli belge galip devletlerden ABD ve SSCB'nin elinde mevcut olsa da, Nazi yetkilileri ve kamptan sağ kurtulmayı başaranlar sessizliklerini sürdürmektedirler... 


1958 yılında, genç savcı Johann, tesadüf eseri bazı kanıtlara ulaşır ve kampta görev almış Nazi subaylarını tek tek sorgulamaya başlar. Eriştiği belgeler korkunçtur. Türlü zorluklar ve engelleme çabalarına rağmen sonunda ele geçirdiği Nazileri tutuklanıp ceza almalarını sağlar. Bu yargılama süreci Alman toplumuna çok sancılı bir yüzleşme süreci de yaşatır. Bir yandan soykırımcıların hemen hiçbirinin 'pişmanlık' duymaması, diğer yandan da genç Alman nüfusunun çoğunun aile büyüklerinin, babalarının suça ortak oldukları gerçeği yüzleşmenin güçlükleri olarak ortadadır... 

Geçmişi ile yüzleşememenin sancılarını yaşayarak, her gün yeni toplumsal suçlara tanık ya da ortak olan Türkiye toplumunun durumu, düşünmek isteyenler için filmin her karesinde akıllara takılıyor. 

Bu filmi KAÇIRMAYIN derim. (Yönetmen: Giulio Ricciarelli Oyuncular: Alexander Fehling, André Szymanski, Friederike Becht) 

[Beyoğlu Sineması, İstanbul. 30 Ocak 2016]. 


* * *


VİDEO:
https://youtu.be/FU3cw4Ck-RY

* * *

=======================================

Brahms Gecesi...

Notre Dame de Sion Lisesi'nce düzenlenen "Soirée Brahms/Brahms Gecesi"ne katıldım. Konser öncesi okulun 160. yılı vesilesiyle düzenlenen sergiyi de izleme fırsatı buldum. Eski İstanbul'a uzanıverdim birden. 




Hem atmosferden, hem de müziğin tınısının ruhumda yansımasından olacak; bu soğuk kış gecesinde içim ısındı, gevşedim. [Johannes Brahms (1833 - 1897)]



Teşekkürler Dame de Sion Lisesi ve sanatçılar: Dimitri Ashkenazy - Klarinet, Nilay Sancar - Keman, Özgecan Günöz Kızılay - Keman, Öykü Koçoğlu - Viyola, Çağlayan Çetin - Viyolonsel, Orçun Orçunsel - Piyano.  


[Harbiye-İstanbul, 21 Ocak 2016]

* * *


===========================================

Doretta'nın Altın Rüyası...

Giderek daha hızlı bir şekilde çoraklaştırılmakta olan bir süreç yaşayan kültür, sanat ortamında, bir bir kapatılan mekanlara, Taksim Meydanı'nda on yılı aşkın süredir AKP & Saray marifetiyle çürümeye terk edilen AKM'ye karşı, BAKIRKÖY Belediyesi'nce İstanbullulara kazandırılan çok nitelikli Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi'nde " Doretta'nın Altın Rüyası" operasını keyifle izledim. 




Sanatçılar, yılların imbiğinden süzülerek günümüze uzanmış eserlerle seyirciyi de Doretta'nın o büyülü rüyasının içine almayı başardılar. Öylesine başardılar ki, 80 dakikanın dolmasına yakın, Doretta rüya giysilerinden sıyrılıp, oyunun başındaki giysileri ile yeniden Magda'ya dönüştüğünde, ben de gündelik yaşamın karmaşası ve gerilimine yeniden döneceğimi hissederek bir an irkildim... Ama irkildiğimde de, iliklerime ve el parmak uçlarıma kadar sinirlerimin gevşediğini, yumuşadığının farkına vardım. 



Bir daha ne zaman sahnelenir bilmiyorum ama, tekrarı olursa 'kaçırmayın' derim... 

TEŞEKKÜRLER: Kurgu ve Reji: Natali Boğosyan,  Ara müzikler: Arda Ardaşes Agoşyan, Işık tasarımı: Arek Nişanyan, Magda/Doretta: Natali Boğosyan, Prunier/Florindo: Orçun Orçunsel, Gerçekçi rüyalardan sorumlu İkelos: Arda Ardaşes Agoşyan, Düşler tanrısı Morpheus: Vecihi Ofluoğlu...

* * *



İZLEYEMEYENLER  İÇİN BİLGİ:


» » 13 Mart 2016 Pazar, Saat: 20:00, Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi, Bakırköy


» »    3 Nisan 2016 Pazar, Saat: 20:00, Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi, Bakırköy

» »   21 Mayıs 2016 Cumartesi, Saat: 20:00, Afife Jale Sahnesi, Ortaköy-Beşiktaş


* *


» »  RÖPORTAJ: 


Natali Boğosyan: 'Kevork Tavityan hocamın öğrettiği adap sayesinde şan, yaşam tarzım oldu' (Sesonline.net)


Okumak için TIKLAYINIZ:

http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=59076


* * *




* * *


Opera şarkıcısı Magda (Natali Boğosyan), besteci ve piyanist arkadaşı Prunier (Orçun Orçunsel) ile oturma odasındaki piyanosunun başında vakit geçirmektedir. Magda Prunier'e aşıktır ancak onun duygularından emin olmadığından bunu ona belli etmez. Prunier üstünde çalıştığı besteyi ona çalar. Bestedeki Doretta'nın gerçek aşkı bulabilmek uğruna kralın servetini reddetmesi Magda'yı çok heyecanlandırır. Bestenin devamını getiremeyen Prunier Magda'dan yardım ister: "Ben bir son düşünemedim. Sen bir tane yaz, zaferim senin olsun!" Magda heyecanla şarkının devamını getirir. Doretta gerçek aşkı bulmuştur. Magda'ya göre Doretta'nın aşkı böyle yaşayabilmesi altından bir rüyadır.... 


[ Bakırköy, İstanbul. 10 Ocak 2016]


* * *



 Eh, adettendir deyip, afişle birlikte bir fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedim...






Yalçın Ergündoğan




* * *


=========================================

Rüzgarın Hatıraları

En önemli kadrolarından biri olan Aram Pehlivanyan'ı bizlere A. Saydam diye tanıtan Tarihi Türkiye Komünist Partisi (TKP)'nin ikinci Dünya Savaşı (1940'lı) yıllarındaki (ağır gizlilik şartlarında) faaliyetlerini, bir imparatorluk bakiyesinden ulus devlet yaratma/dayatma projesinin son rötuşlarını tamamlamak üzere Müslüman olmayan halklara uygulanan tasfiye şiddetini ve de 1905 doğumlu yazar/ressam Aram'ın 'iç sesi' ile zaman zaman dalıp gittiği Ermeni Soykırımı yılları fonunda geçen bir film düşünün...

Bir de az konuşmalı, nefis bir sinema şiirselliğinde, asla didaktik olma tuzağına düşmeden kotarılmış, aynı zamanda dalıp gideceğiniz bir doğayla kucaklaşarak özgürlük arayışı filmi olsun bu. Üstelik bir de çok naif, o doğallığa uyumlu bir aşk hikayesi de olsun içinde...



Kendi sinema dilini yaratmayı başaran, giderek ustalaşmış bir yönetmenin, Özcan Alper'in bu coğrafyanın, bu toprakların kadim halklarının RÜZGARIN HATIRALARI filmini izledikten sonra, üç dört cümleyle yapabileceğim özet böyle...

Dün İstanbul'da Beyoğlu Sineması'nda, üstelik gündüz seansında boş olmayan bir salonda izledim filmi. Gişedeki görevliye de seyirci sayılarını sordum. Kendi sinemaları ölçeğinde oldukça iyi olduğunu ve önümüzdeki hafta da gösterimin devam edeceğini söyledi. Sevindim. Halâ gitmemiş olanlara 'sakın kaçırmayın' diyorum... [FOTOĞRAF: Beyoğlu Sineması, Pera-İstanbul, 17 Aralık 2015]


* * *

=====================================================================